Harbiye yıllarım, özellikle Türk tarihi araştırmalarımın yoğunlaştığı bir dönemdi. “Ya asker olurum ya okumam” dediğim, yaşamımdaki esin kaynağım Atatürk’ün ocağındaydım. İyi bir asker olmak kadar, iyi bir tarihçi olmak da amacımdı artık.
Kutlu Türk Ordusu’ndan emekli olmak zorunda kaldığım yıllarla, etkin siyasi çalışmalarımın örtüşmesi ilginç bir rastlantıydı. Otuz yıllık etkin siyasi yaşamımın en belirgin düş kırıklıklarından birisi, Türkiye’deki bilim çalışmalarına siyasetin “cahil” etkisi olmuştur!
Tarih, özellikle Türk tarihi çalışmalarının, siyasi iktidara “yalakalıkta” doruğa ulaştığı dörtte bir yüzyılın tanığı olmanın utancını yaşıyoruz. Atatürk; Batılı tarihçilerin Türk tarihini bilerek, amaçlarına uygun olarak değiştirdiklerini saptamış; Türk tarihinin gerçeklerini Türklüğe, yeryüzüne bildirmek için Türk Tarih Kurumu’nu kurmuş, liselerde okutulmak koşuluyla dört bölümden oluşan “Türk Tarihi” betikleri yazdırmıştı.
Çokça örneklerini gördüğümüz “siyaset yalakalığının” sonuncusu Prof. Dr.(!) Ahmet Şimşirgil’den geldi: Şah İsmail “Kürt’müş”! 26 Ağustos 1071 Türk Malazgirt Utkusu’nun Araplarla, Kürtlerle kazanıldığını; “Türk olmadığını” duyuran bir Türkiye Cumhurbaşkanı’na, “E artık rektör yap!” yalvarışı!
Oysa gerçek bir Türk tarihçisinin görevi, öncelikle:
Binlerce yıllık Türk tarihinde “töre”nin ön koşulunun, Türk Devleti’nin başkanının Türk olması gerektiğini,
Malazgirt Utkusu’nda Arapların da bulunduğunun koca bir yalan olduğunu söylemek değil midir?
Varsayalım ki Şah İsmail Kürt olsun. Prof.(!) olan bir tarihçinin, Kürtlerin etnik kimliklerini bilmeyecek kadar bilgi yoksunu olabilir mi? St. Petersburg Müzesi’ndeki Eleges Kaya Yazıtı’nı bilmez mi? M.Ö. 650’de Eleges Irmağı kıyısında “Türk İlhanı” tarafından yazdırılmış, “Ben Kürt İlhanı Alp Urungu. Atam Bumin Kağan.” ile başlayan sözlerini görmez mi? Görür, bilir doğal olarak. Ancak şu “kişilik çıkarları” yok mu? Ne bilim tanır ne ahlak!
Şah İsmail’in “Kürt” savı saçmalığına da birkaç söz etmeliyim. Değerli Prof. Dr. İbrahim Tellioğlu’nun, Şimşirgil’in savına yanıtı; sonsuzluktaki usta Levent Kırca’nın Olacak O Kadar acıklı-güldürmecesindeki “tam yerine geldi, manzara koyduk” gibidir: “Bunu köy kahvelerindeki her şeyden anlayan tiplerden birisi söylese güler geçersiniz!” Şimşirgil’i, Ali Rıza Özdemir’le buluşarak “rektör” olamayacağını da Sn. Mustafa Önsel’in X’teki paylaşımından anlamasını dilerim. Ancak, ATA Parti Gn. Bşk. Sn. Namık Kemal Zeybek’le, istediği bir televizyon kanalında söyleşmesi kadar anlamlı bir gösteri olacağına inanmıyorum! Yerse!
Şimşirgil’in konuyu gündeme getirmesindeki süreç, çok daha önemli ve anlamlıdır! Kişiliği de, düşün pisliği de buradadır; Batılı yayılmacıların, Türklüğün 21. yüzyıldaki jeostratejik konumunu etkisizleştirmek amacına yönelik asimetrik bir yaymaca! Arkandakilere söyle ey sözde Prof.! Ayrılıkçı, bölücü pusularına “karşı pusumuzu” düşleyemezler! Yayılmacıların özenli yemeklerinden yere düşen kırıntılara aldanmak düzeysizliğine düşenler gibi olacaksın!
Unutma o Türk bilgininin sözlerini; “Tarihi yazan, yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır.”
Şimşirgil! Sonsuzluktaki Şah İsmail tininin, Ziya Gökalp’in İngiliz yalakası Ali Kemal’e yanıtını alkışlayacağını bilerek oku!
Türklük hem mefkûrem hem de kanımdır!
Sırtımdan alınmaz, çünkü kürk değil!
Türklük hadimine “Türk değil” diyen,
Soyca Türk olsa da “piçtir”, Türk değil!
Şimşirgil! Bildiğim kadarıyla “kel başa şimşir tarak” olacak; ancak sana yakışan, kafana Batılı bir peruk takıp arkasına da örgü yap! Rudaw seni çok sevecek!