Memet Erdem TORAMAN

Tarih: 26.02.2026 12:11

KEFŞ

Facebook Twitter Linked-in

KARA LASTİK | en çok satan ayakkabı ne nike ne adidas ne pum… | Flickr

 

Patron, değişen pazar şartları nedeniyle bir zamanlar sektörde harikalar yaratan, ancak son zamanlarda yaşanan 'Kara Lastik Ayakkabı Fabrikası'nın pazar kaybını ve bundan doğan ticari sıkıntıları masaya yatırmak üzere usta ve ustabaşlarını bir masada toplar. Amacı maziden kalan birikim ve tecrübelerini paylaşmak, sorunlara tüm iyi niyetiyle kalıplarınca el atmaktır. Çalışkandır da vesselam... Gel gör ki; bunu yaparken ne patronluğundan taviz verecektir, ne de daha aklında fabrika kurmak fikrinin oluştuğu zamanlardan tanıdığı, hatta ilk eski kamyon lastiği eriten potayı birlikte satın aldıkları kişileri 'bütünün hayrına da olsa' vefasızlık yapıp, harcayacaktır. Lugatında kendine göre bir tanım nispetinde 'vefasızlık' yazmaz. Diğerleri için böyle bir meziyetten emin olunamasa da, onun adına takdir edilesi, omurgalı bir tutum! Pek tabii kendi hayalleri, kendi projesi, kendi sermayesi, kendi zamanı, kendi işçisi, kendi üretimi, kendi fabrikası, kendi dini... Ezcümle kendi omurgası...

 

Ama kendinin olmayan ve en önemli şey; şimdiki pazar...

 

Bugün ayakkabı piyasası spor, rugan, makosen, kolej, dağ, yürüyüş, koşu, iş, yoga, western, stiletto, babet, deri, kauçuk, uzun, kısa, açık, kapalı, bağcıklı, fermuarlı, ışıklı ve daha envayi çeşit barındırmakla birlikte, bunların yanında gelişen, gelişmekle kalmayıp, farklı taleplere de yetişmek gereği duyulan bir hal almış. Etraf, bu talepleri karşılama gücü olan başkaca ve oldukça vahşi üreticilerle dolu.

 

Çoğunluğunun üretimi defolu, evet! Dayanıksız, evet! İşçiliği berbat, evet! Ortopedik bile değil hatta, tamam!.. Ancak ayak, müşterinin ayağı ve patronun bir zamanlar piyasayı domine etme sebebi de yukarıda sıralanan ürün erdemlerini karşılayabilmiş olması değil, başkaca taleplerin ve üreticilerin olmaması idi... Şimdilerde makinesinden işçisine, maliyetlerden pazarlama tekniklerine, mağazasından istifine kadar ne var ise, hatta insanın ayağı, ayağa bakışı bile değişmiş vaziyette. Fetiş peşine koşanı var, fobi belasına kaçanı...

 

Sırasıyla traktör, kamyon, araba lastiklerini toplayarak hammadde edinmeyi, en hızlı ve en uygun fiyatlarla malzemeyi fabrikaya indirmeyi, cerrah titizliği ile ayrıştırmayı, bunları potada en ince ısı ayarı ile, en az zaiyatı verecek biçimde eritmeyi, kalıbı zamane imkanları dahilinde desenine kadar en sanatsal ve ergonomik biçimde üretmeyi, eriyik malzemeyi taşırmadan kalıba döküp, soğutup, sıyırmayı bilen ama yalnızca bunu bilen ustalara selam ve teşekkür olsun! 'Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın.' Shakespeare...

 

Ama 'Kara Lastik Ayakkabı' bu nihayetinde. Topuğuna ışığını, ışığının pilini ne yapacağız? Bu gerçekle yüzleşmenin ceremesini tüketici mi çekecek, yoksa yeni üretim araçları, yeni modeller, yeni teknikler önerdiği ve fiili olarak var olan imkanlar nispetinde eksiksiz ortaya koyduğu için, akvaryumda son oksijenlerini idareli kullanmakla meşgul pozisyon kaybetme endişesi ile kıvranan eski ustaların mobbingiyle daralan yenilikçi kalfaya mı bedelini ödeteceğiz? Bu ayaklarla, şu ayaklara, nasıl ayakkabı uydurulacak? Endüstri Devrimi'nin ilk kitlesel eylemi, makinalara saldırıp onları kıran işçi hareketi değil miydi?

 

'Atalarımızın tarlada kullandığı ayakkabıya dönün!' diye slogan da üretsen, 'Kara Lastik Ayakkabı bir gelenektir.' de desen, 'Milli servet dışarı kaçmasın!' diye öğüt de versen, 'Afrika'da bunca aç insan varken, bu kadar çeşitli ayakkabıyı satın almak, tüketen toplum olmaktır.' diye sosyal mesaj da yaysan bütün bu çalışmalar, annesinin elini tutarken vitrine bakıp ağlayan bir çocuğun ısrarlı ve talepkar çığlığı ile duman olur.

 

Sonuçta patronun ticari zeka ve tecrübesini yadsıyacak halimiz yok! Patron bir zamanlar spor ayakkabılara Farsça'da ayakkabıya 'Kefş' denmesinden sebep dilimize 'Kes' kelimesini katıp üretime de girmeyi düşünmüştü. Bu onun için düşünsel bir sıçrayış, fabrika için ise büyük bir yapısal devrim demektir elbette. 'Kendi' kıyamı adına kutlarız. Ve ama 'Kendiliği' haricinde olan piyasanın nabzını tutabilmekten hayli geride ve çok uzaktır.

 

Bir zamanların muhteşem, fakat şimdilerde yeni hammaddeye ulaşamayan, yeni makinaları kullanamayan, yeni satış mağazaları kurmak bir yana, var olanların başına da pazarcıları koymak suretiyle göçerten usta ve sorumluları fabrikanın, ayakkabıcılığın ve tüketicinin selameti adına ya huzurlu evlerine uğurlayacaksınız, ya da fabrikanın artık atıl bir yük olduğunu acı bir şekilde kavrayacaksınız. Bir patrona, salt vefa ya da nedeni her ne olur ise olsun, hammaddeyi kendi bulduğu, kendi taşıdığı, kendi istiflediği, üretimi kendi yaptığı, mağazayı kendi açtığı, vitrini kendi kurduğu, satışı kendi gerçekleştirdiği için patron deniyor ise, ustalara, işçilere ne diyeceğiz? Kral mı? Kral... Ama sizin fabrikanızda... Bu da 'Kendi' sorununuz...

 

 

 

Olan Biten Haber Merkezi


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —