Sema ÜNAL


Emeklinin Görünmeyen Çilesi: Borç, Enflasyon ve Gerçeklik

Emeklilik bir dinlenme ve onurlu yaşam dönemi olmalıydı; bugün ise milyonlar için yetersiz maaş, artan borçlar ve geçim mücadelesi anlamına geliyor. Bu tablo, yalnızca bireysel değil, yapısal bir ekonomik soruna işaret ediyor.


 

Yıllar boyunca disiplinli, planlı bir hayat sürdüm. Çalıştığım dönemde özveriyle ve yapmak istediklerimi öteleyerek başımı sokabilecğim bir evin sahibi oldum, çocuklarımın eğitimine yatırım yaptım, geleceğimi güvence altına aldığımı düşündüm. Emeklilik; alın terinin karşılığı, daha sakin ve onurlu bir yaşamın başlangıcı olmalıydı. Oysa bugün geldiğimiz noktada, emeklilik bir dinlenme dönemi değil, adeta bir hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Bugün Türkiye’de milyonlarca emekli, maaşı temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediği için kredi kartlarıyla, kredilerle yaşamını döndürmeye çalışıyor. Ve günün sonunda biriken banka borçları kaosa neden oluyor, içinden çıkılamaz bir hal alıyor. 

Birçok emeklinin aylığı, açıklanan yoksulluk sınırının oldukça altında kalıyor ve bırakın sosyal bir yaşamı, temel gıda, kira, sağlık ve fatura giderlerini dahi karşılamaktan uzak bir seviyede seyrediyor. Sabit gelirli kesim, enflasyon karşısında her ay biraz daha yoksullaşıyor. Resmî enflasyon oranları ne söylerse söylesin, mutfaktaki gerçek çok daha sert hissediliyor. Gıda fiyatları, kira bedelleri, elektrik ve doğal gaz faturaları; emekli maaşının büyük bölümünü daha ayın ilk haftasında eritiyor ve hatta emeklinin maaşı tamamen tükenmiş oluyor. 

Türkiye’de emeklilerin önemli bir kısmı 60 yaşın üzerinde. Buna rağmen ikinci, hatta üçüncü işte çalışmak zorunda kalan binlerce insan var. 70 yaşını aşmış yurttaşların hâlâ aktif olarak çalıştığı, hatta iş başında hayatını kaybettiği haberleri sıradanlaştı. Emeklilik artık bir sosyal güvence değil; çoğu için yetersiz bir aylıkla borç yönetme çabası anlamına geliyor. 

Bu tabloyu daha da çarpıcı kılan ise siyaset kurumundan gelen bazı açıklamalar. Örneğin, milletvekili Mestan Özcan’ın kamuoyuna yansıyan “yaklaşık 500 bin lira bana yetmiyor” sözleri, doğal olarak toplumda büyük tepki yarattı. Muhalefetin sert eleştirileri kadar, sokaktaki vatandaşın öfkesi de anlaşılırdı. Çünkü bugün milyonlarca emekli, bunun onda birinin çok altındaki geliriyle geçinmeye çalışıyor. 

Asgari ücretli çalışanlar da benzer bir sıkışmışlığın içinde. Üniversite mezunu gençler, alanlarında iş bulamadıkları için kasiyerlik, kuryelik yaparak ya da geçici işlerde çalışarak hayatlarını idame ettirme çabasındalar. Sorun yalnızca emeklinin sorunu değil; ücretli çalışanların, işsiz gençlerin ve dar gelirli ailelerin ortak sorunu. Gelir dağılımındaki bozulma, enflasyon karşısında ücretlerin erimesi ve krediye dayalı tüketim modeli, geniş kesimleri borç sarmalına itmiş durumda. Kredi kartı, bir ödeme aracı olmaktan çıkıp ay sonunu getirme aracına dönüşmüş durumda. Bu da faizin faiz doğurduğu bir kısır döngü yaratıyor. 

Burada temel mesele bireysel hatalar değil; yapısal ekonomik tercihlerdir. 

-Sabit gelirlilerin alım gücü korunmadan, 

-Üretim ve istihdam politikaları güçlendirilmeden, 

-Sosyal devlet mekanizmaları etkin işletilmeden bu tablo değişmez. 

Emekliye yapılan zam oranları, gerçek yaşam maliyetiyle uyumlu olmadıkça her artış birkaç ay içinde eriyip gitmeye mahkûmdur. Emeklilik bir lütuf değil, kazanılmış bir haktır. Onurlu bir yaşam, sadece gençlerin değil, ömrünü bu ülkeye vermiş insanların da hakkıdır. Bu nedenle çözüm; şeffaf, hesap verebilir ve gelir adaletini önceleyen ekonomik politikalardadır. Sosyal güvenlik sisteminin güçlendirilmesi, en düşük emekli aylığının gerçek yaşam maliyetine göre belirlenmesi ve borç sarmalını azaltacak düzenlemeler artık bir tercih değil zorunluluktur. 

Bu yazı yalnızca kişisel bir serzeniş değildir. Bu, ülkenin dört bir yanında aynı cümleyi kuran milyonların ortak sesidir. Emeklilik; kredi kartı ekstreleriyle uyanılan, banka mesajlarıyla irkilen bir dönem olmamalıdır. Aksi hâlde kaybettiğimiz yalnızca ekonomik denge değil, toplumsal adalet duygusudur. 

Ve bir toplum, adalet duygusunu kaybettiğinde en büyük yoksulluğu yaşamaya başlar.