Sema ÜNAL


Eğitimde Laiklik Sınavı: 4–6 Yaş Çocuklar Üzerinden Yeni Bir Eşik

MEB'in 81 ilde başlattığı Ramazan etkinlikleri kapsamında 4-6 yaş grubu çocukların camiye götürülmesi eğitimde laiklik tartışmasını yeniden alevlendirdi. Uzmanlar, erken yaşta dini yönlendirmenin pedagojik ve anayasal sakıncalarına dikkat çekiyor.


 

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 15 Şubat 2026 tarihli “Ramazan Ayı Etkinlikleri” yazısıyla 81 ilde başlattığı uygulama, eğitim sisteminin niteliği ve devletin laiklik yükümlülüğü açısından yeni bir tartışma  başlattı. Bakan Yusuf Tekin imzasıyla gönderilen yazı kapsamında, okul öncesinden liseye kadar tüm kademelerde ramazan temalı etkinlikler# düzenlenecek; özellikle 4–6 yaş grubundaki çocukların öğretmenleri eşliğinde camiye götürülmesi öngörülüyor.
Yetkililer uygulamayı “milli ve manevi değerlerin güçlendirilmesi” çerçevesinde savunuyor. Ancak mesele, bir kültürel tanıtım faaliyeti olmanın ötesinde; anayasal ilkeler, pedagojik sınırlar ve eğitimde tarafsızlık ilkesi bakımından çok daha derin sonuçlar doğurabilecek bir adım niteliği taşıyor.

 

Erken Çocukluk Dönemi:

Yönlendirmeye En Açık Yaş
4–6 yaş aralığı, bilişsel ve duygusal gelişimin en hassas evrelerinden biridir. Bu yaş grubundaki çocuklar soyut kavramları eleştirel süzgeçten geçiremez; otorite figürlerinin sunduğu bilgiyi doğrudan ve doğru kabul eder. Eğitim bilimciler, erken çocukluk döneminde verilen mesajların kimlik oluşumu üzerinde kalıcı etkiler bıraktığını vurgular.


Devlet okullarında, henüz zorunlu din kültürü dersinin bile başlamadığı bir yaşta çocukların cami ortamına götürülmesi, ibadet mekânının tanıtılması ve ramazan ritüellerine ilişkin yönlendirmeler yapılması pedagojik açıdan tartışmalıdır. Bu durum, kültürel bilgilendirme ile dini yönlendirme arasındaki çizgiyi fiilen ortadan kaldırmaktadır.


Eğitimde temel ilke, çocuğun eleştirel düşünme kapasitesini geliştirmek ve onu farklı inanç ve düşüncelere karşı tarafsız bir bilgi zeminiyle donatmaktır. Oysa erken yaşta belirli bir dini pratiğin atmosferine sokmak, çocuğu alternatif düşünce alanlarından önce tek bir inanç çerçevesiyle tanıştırmak anlamına gelir.

 

Anayasal Çerçeve ve Laiklik İlkesi

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti’ni laik bir hukuk devleti olarak tanımlar. 4. madde ise bu hükmün değiştirilemez olduğunu belirtir. 42. madde, eğitim ve öğretimin Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda, bilimsel esaslara göre yürütülmesini emreder. 24. madde ise din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alırken, kimsenin dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağını ve zorlanamayacağını hükme bağlar.
Laiklik, yalnızca devletin din işlerinden ayrılması değil; aynı zamanda devletin tüm inançlara eşit mesafede durması ve kamu hizmetlerini bu tarafsızlık ilkesiyle yürütmesi demektir. Devlet okullarında belirli bir dini pratiğin kurumsal organizasyonla tanıtılması, bu eşit mesafeyi tartışmalı hale getirir.
Bu noktada mesele, bireylerin inanç özgürlüğü değildir. Her aile çocuğunu kendi değerleri doğrultusunda yetiştirme hakkına sahiptir. Ancak devletin kurumsal gücüyle belirli bir dini atmosferi erken yaş grubuna taşıması, farklı inançlara sahip ya da inançsız aileler açısından dışlayıcı bir sonuç doğurabilir.

 

Ayrımcılık ve Toplumsal Psikoloji Riski

Okul öncesi öğrencilerden “Ramazan hazırlığı yaparken ya da dua ederken” fotoğraf getirmelerinin istenmesi gibi uygulamalar, dolaylı bir toplumsal baskı üretme potansiyeline sahiptir. Fotoğraf getirmeyen ya da farklı inanç pratiğine sahip ailelerin çocukları sınıf ortamında görünmez bir ayrımcılığa maruz kalabilir.
Bu tür uygulamalar, çocukların aidiyet duygusunu güçlendirmek yerine, farklılıkları erken yaşta hiyerarşik bir algıya dönüştürme riski taşır. Oysa çağdaş eğitim sistemi, çoğulculuğu ve farklılıkların birlikte var olmasını öğretmeyi hedefler.

 

Kültürel Tanıtım mı, İdeolojik Yönlendirme mi?

Savunulan argüman, bunun “kültürel bir değer aktarımı” olduğu yönünde. Ancak devlet eliyle organize edilen, imam talebiyle desteklenen ve ibadet mekânında gerçekleştirilen bir faaliyet, pedagojik sınırların ötesine geçerek ideolojik bir yönlendirme algısı yaratmaktadır.
Erken çocukluk döneminde cami ziyareti ve ramazan ritüellerine sistematik biçimde yer verilmesi, eğitimde tarafsızlık ilkesinin aşındırılması anlamına gelir. Laiklik karşıtı bir düzenleme yalnızca açık bir anayasa ihlaliyle değil, uygulama pratikleriyle de gerçekleşebilir.

 

Eğitimde Kırılma Noktası

Eğitim sistemi, bir toplumun geleceğini şekillendirir. Laik ve bilimsel eğitim ilkesi, Cumhuriyet’in en temel kazanımlarından biridir. Bu ilkenin adım adım esnetilmesi, yalnızca bugünün değil, yarının toplumsal yapısını da dönüştürür.
Devlet okulları hiçbir dinin öğretildiği veya ibadete alıştırıldığı mekânlar haline gelemez. Kültürel mirasın tanıtımı ile dini yönlendirme arasındaki sınır net biçimde korunmalıdır.


Bugün tartışılan mesele, yalnızca bir cami ziyareti değildir. Mesele, devletin eğitim alanında tarafsız kalıp kalmayacağıdır. Laik, bilimsel ve eşitlikçi eğitimden vazgeçilmesi; anayasal çerçevenin aşındırılması anlamına gelir.
Toplumun tüm kesimlerinin bu tartışmayı serinkanlı ama kararlı biçimde yürütmesi gerekmektedir.
Çünkü erken çocukluk dönemi üzerinden şekillenen her politika, aslında geleceğin yurttaş profilini belirler.

 

Hesna
17.02.2026 17:15:40
Olacak şey değil.Şiddetle kınıyorum