Son yıllarda pek çok kişinin “doysam da yeniden yemek istiyorum” şeklinde tarif ettiği yeme davranışı, uzmanlar tarafından duygusal açlık olarak tanımlanıyor. Bilimsel araştırmalar, bu durumun klasik fizyolojik açlıktan farklı olarak kişinin duygularına tepki olarak ortaya çıktığını gösteriyor.
Fizyolojik açlık yavaşça gelir ve her tür yiyecekle bastırılabilirken, duygusal açlık ani ve yoğun bir isteğe dönüşüyor. Özellikle stres, üzüntü, kaygı veya can sıkıntısı gibi duygular, kişiyi yüksek kalorili atıştırmalıklara yönlendirebiliyor. Bilimsel çalışmalar, bu davranışın genellikle fizyolojik açlıktan değil, duygularla başa çıkma mekanizması olarak ortaya çıktığını ortaya koyuyor.
Araştırmacılar, duygusal açlığın tetikleyicilerini sadece negatif duygularla sınırlamıyor; mutluluk, ödüllendirme beklentisi ya da boşluk hissi gibi pozitif duygular da benzer yeme dürtülerine yol açabiliyor. Bu durum, kişinin yediği miktardan bağımsız olarak yeni bir atıştırma isteği doğurabiliyor.
Duygusal yeme davranışıyla ilgili yapılan bilimsel incelemeler, bu eğilimin özellikle yüksek şeker ve yüksek yağ içeren yiyeceklere yönelme ile ilişkili olduğunu ve uzun vadede kilo, metabolik dengesizlikler ve ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini vurguluyor. Uzmanlar, bu tür yeme davranışının duygularla başa çıkma stratejileri geliştirilerek, farkındalıkla ve psikolojik destekle yönetilebileceğini belirtiyor.
Sonuç olarak, “doyamama” hissi artık yalnızca beslenmeyle değil; duygu, stres ve psikolojik tetikleyicilerle bağlantılı olarak ele alınıyor ve bilimsel literatürde duygusal açlık kavramıyla açıklanıyor.
Olan Biten TV Haber Merkezi