Konuk Yazar Cem Gürdeniz, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonunun ikinci gününde dikkat çeken bir analiz kaleme aldı. Gürdeniz’e göre savaşın en kritik başlığı ABD açısından “meşruiyet sorunu”.
ABD’nin Kongre onayı olmadan savaşa girdiğini ve kamuoyu desteğinin yüzde 25 seviyesini dahi bulmadığını vurgulayan Gürdeniz, uzun süreli bir harp için bu desteğin yetersiz olduğuna işaret etti. Vietnam ve Irak örneklerini hatırlatarak Amerikan toplumunda “Bu savaş kimin için?” sorusunun yükseleceğini belirtti.
Diplomasinin artık güven üretmediğini ifade eden Gürdeniz, müzakere süreçlerinin askeri harekâtın uzantısına dönüştüğünü ve bunun küresel sistem açısından ciddi bir kırılma anlamına geldiğini savundu.
ABD’nin kritik mühimmat stoklarını hızla tükettiğine dikkat çeken Gürdeniz, özellikle uzun menzilli önleme sistemleri ve hassas güdümlü mühimmatın sınırlı üretim kapasitesine sahip olduğunu belirtti. İran’ın füze kapasitesi karşısında mevcut üretim temposunun yetersiz kalabileceğini ifade etti. Ayrıca Çin’e bağlı nadir metal tedarik zincirine vurgu yaparak olası bir Pasifik krizinde ABD’nin zorlanabileceğini dile getirdi.
Gürdeniz, İran’ın 47 yıllık yaptırım tecrübesi ve İran-Irak Savaşı geçmişi nedeniyle direnç kültürünün hafife alınmaması gerektiğini söyledi. Ali Khamenei’nin kaybının dahi iç çözülme yerine kenetlenme yaratabileceğini öne sürdü.
Körfez ülkeleri açısından da risklerin arttığını belirten Gürdeniz, özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının küresel enerji dengesini sarsacağını ifade etti. Petrol fiyatlarının 150 doların üzerine çıkmasının ABD ve Avrupa için sürdürülemez olacağını savundu.
Türkiye açısından ise tabloyu “jeopolitik zorunluluk” olarak tanımlayan Gürdeniz, İran’da olası bir çözülmenin Türkiye’nin güvenlik hattını doğrudan etkileyeceğini belirtti. İran’daki Kürt gruplarının birleşme ihtimalinin Ankara için ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti.
Sonuç olarak Gürdeniz, ABD’nin düşük kamuoyu desteğiyle, yüksek lojistik maliyetle ve direnç kültürünü hafife alarak yürüttüğü bu savaşta kısa vadede İran’da rejim değişimi beklemenin gerçekçi olmadığını dile getirdi.
Köşe Yazısı